Repeated Self

tumblr_nplpryfgBY1uwgqwko1_500

Ya açacak yeni sayfaları kalmamışsa insanın hayatında? Öyle havalı cümleler gelmiyor aklıma, artık dümdüz, en net halimi yaşıyorum. Başkalarının bana güvendiği kadar ah birde ben kendime güvenebilseydim.. Al kullan diye bırakılan arabalarda saatlerce kaç can ile gittiğim yollar.. Hayata bu kadar dikkatimi vermem aslında ne kadar gereksiz, birazını kendime verebilseydim.. Yanılırım, kendimi yarı yolda bırakırım diye mi korkuyorum? Kendimden mi korkuyorum? Biliyorum en kirli halini ellerimin, en samimiyetsiz dualarıyla göğe açıldığı anlarını biliyorum. Peki bu kin bu öfke en büyük düşmanına bile duymadığın, duyamadığın bu sevgisizlik niye kendine güzelim? Hiçbir şey istemiyorum, yoksa Nazım Hikmet gibi düşlerken intiharı,  aslında delicesine seviyor muyum hayatı? Her şeyden en derin anlamıyla, en içten halimle vazgeçebilseydim, şarjı biten telefonlar gibi, kapanırdım belki kendi kendime. Belki, belki, belki..
Çok can sıkıcıyım, hayat gibi, çekemiyorum kendimi, ne yapacağım Allah’ım? Sana ne kadar şükrediyorum, hemde tüm kalbimle duyuyor musun, inanıyor musun samimiyetime? Birazcık birazcık anlayabilseydim seni? Belki her şey daha farklı olabilirdi.. Senden çok istediğim bir şey var; oda şu ki, Hepimizi ne olur yok et.. Son ver bu saçmalığa. Çiz gitsin üzerini her şeyin, bir kelamda sil at.

Hicran

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

  
Geçmez dediğim günler geçecek, gelmez dediğim günler gelecek mi Anne? Küle döndüysen güle dönmeyi bekle demiş Mevlana. Ben de döner miyim bir gün güle yine? Şimdi bu sözleri duysalar başlarlardı çekme kötü enerjiyi kendine zırvalıklarına. Sizin için yapabileceğim tek şey artık dostlar, bana fazla gelen aklımdan, ukalalığımdan, huzurumdan, şımarıklığımdan, olgunluğumdan, bende ne var görüyorsanız ondan, istediğinizde size vermek. Susmayı bilecek kadar mütevazilik, birilerine haddini bildirmeye yetecek kadar ukalalık var içimde. Kimseye ifade etmediğim kadar sert ifade ediyorum kendimi burada. Kalbim sanki kötülük doluymuş gibi bir mahçup dolaşırım sokaklarda. Yapamadığım iyiliklerin ezikliği halbuki bükük boynumun sebebi.Çok Kayboldum. Beni soranlara kayboldum diyebilsem keşke yalandan normal görünme çabalarım.. Herkes rol kesiyor aslında, sanmasınlar haberim yok. Neyse ben kaybolmuştum.

Ne vardı da gittim o kadar uzaklara, o kadar kimsesizdim ki ardıma bile bakmadım. Pişman mıyım? Mutlu muyum? Önümü bile göremiyorum ki, duygularımı seçeyim. Hani biri benim yerime ona da karar versede tamamen devretsem bu zilyetlik hayatımı. Çok şükür yaşamak o kadar ağırıma gidiyor ki, canımı yakabilir sadece ölüm. Başka acı veremez. Geçrek dünyam zaten iç karartıcı, insan bari uykusunda huzura erse ne olur ? Kapatıyorum gözlerimi aleme, o an içeride açılıyor rüyalarıma giden bir kapı. Oralar bile o kadar sıkıntılı ki. Düşünüyorum dış, iç bütün dünyalarım kararmış. Hangi odaya girsem huzursuz. Ben nasıl yaşarım böyle yılları? Allahım yıllar böyle nasıl geçer? Nasıl geçer diye diye geçer. Bari rüya göstermesen.. Seni benim kadar düşünen var mıdır.. Dua et diyorlar, ben hep Onunlayım zaten. Kızdı mı sevdi mi her anım Onunla. Rüyamda; küçük bir kız, annesi ve anneannesi ile bir evin salonundayız, eski mobilyalar görüyorum, hangi yıldayız diyorum, 1943 diyor anne, duvarda ki takvime bakıyorum evet yıl 1943. Dışarı dolaşmaya gidiyoruz biraz soğuk, ama güneşli birgün sanki Ankara’da gibiyiz. Anne; “Sen kimbilir neredesindir şimdi” diyor, anneanne ise; “O daha dünya gelmedi, onun doğmasına yıllaaar var.” diyor. Küçük kız, anne, anneanne ve ben.. Mutlu mesud dolaşırken uyandım. Son olarak gördüğüm pozitif tek rüyam bu. Gerçek hayatımdan bahsetmek istemiyorum. Düşünün sosyal medya bile kullanmıyorum o kadar sergilenmez mutsuz bir hayatım var. Hani yalandan mutlu numarası bile yapamam iki postla. 3 dil biliyorum ama insanları anlayamıyorum. Anlamaya çalışmaktan da vazgeçtim. Ben Allah’ı anlamaya çalışıyorum. Çok sakinim, hiç olmadığım kadar. Zaten beni sinirlendirmek çok zordur. Asla kendimi parçalamam telafisi olan şeyler için. Ben düşünce ağladığımda annem yaramın zaten kapanacağını söylediğinde anlamıştım, telafisi olan şeyler için üzülmemek gerektiğini. Peki ya olmayanlar? Ne gariptir ki, Onlar için de ağlamak nafile, hatta bahsini açmak bile! Canıma sadece daha iyi olabilecekken olamamak koyuyor. Telafisi var ama oda yamalı, işte bu boğazımı düğümlüyor. Yani daha da kırılmaz dediğim kalbim nasılda ayrılmaya devam ediyor parçalara. İçerliyorum, kırılıyorum, en çokta Sana… bu pisliğin içine beni attığın için. Basmadığım çamurların, sıçramış lekeleri var paçalarımda. Hayatta en çok sevdiğim insandan nefret ediyorum beni doğurduğu için. Sana deliler gibi inanmak istiyorum Allah’ım. Beni inandır..

Değer

Kendimi çok değersiz hissediyorum. Bu kadar insan bana değer verirken ben neden kendime değer veremiyorum… Kendimi neden bu kadar gereksiz hissediyorum. Asla hayatımda kendimi  “olsam da olur olmasam da olur” ortamlarına sokmadım. Soktuysamda elbette ki o ortamın var olan kapısından defolup gittim bazen de hiçliğimi anlayamadan kovuldum.  Kaç kişinin akıl hocası, hayatında gök kuşağı, entel dantel tabirle ekürisi oldum biliyor musun sen bunu bana sen değersizsin diyen iç ses? Bir yerde şöyle yazılıydı; acilen 500tl borca ihtiyacınız olsa ne yapıp edip onu size bulan veren insanlar gerçek dostunuzdur. Saçmalık çok iğrenç hatta! Dostluk parayı yetiştirmekle kıyaslanabilir mi? Peki ya o parayı bulamasa da seninle dişlerini sıkanlar ne olacak? Hak etmediği halde o berbat düşüncelerini okuduğum gazete yazarlarından birinin sözleriydi sanırım. Sevmek mi sevilmek mi daha güzel diye bir metafor yapmıştım arkadaşlarım arasında. Koca dost meclisinde iki kişi sevmek demişti. Sence hangisi? Bence sevmek çünkü sadece kendi hislerinden emin olabilirsin ve bu gerçeklik seni hissettiğin o bir saniyede sonsuz saniye değerinde mutlu eder. Sevilmek cevabını verenler bence çok bencil, babam sevilmek demişti ki oda bencil biridir. Tezimi yine kendim doğrulumam, esprime sadece benim gülmem gibi bir şey oldu ama her neyse hakimi de benim mücrimi de benim bu satırların. Pembe güllere bakmak için perdeyi araladığımda, yüz yıllardır benimle göz gözeyi gelmeyi bekliyormuşçasına duran iki tane yavru kedi gördüm.  Öyle bir göz göze geldik ki titredim. Ilginç bir andı. İş, ödevler falan filan aslında her günümüz o kadar aynı ki yarın yeni bir gün değil. Hani derler ya her gün yeni bir gün. Değil güzelim değil yeni olan tek şey bugün acayip bir şekilde iki yavru kediyle göz göze gelmen. Aynı şunun gibi kadına şiddeti haberlerde , dizilerde, sosyal çevremizde o kadar kanıksadık ki nasıl hiçbir vaka artık seni dakikalığına irite olmaktan öteye götürmüyorsa, her gün yeniden doğan güneş monoton hayatını yeni yapmıyor! Şahsi kanaatim misal; meleğim, can parem, hiç tanıyamadığım iç sızım; Özgecan Aslan restoranda siz yemek yerken tecavüze uğrayıp, öldürülseydi aylarca mideniz bulanır, kendinize gelemez travmatik bir dönem geçirirdiniz. İşte bunlar hep yozlaşma…

Ülfet deniyor Arapça bir kelime diye düşünüyorum. Ülfet gelmiş kalplerimize, yaşamak ülfet olmuş. Ne kadar çok birinin sevinci ya da üzüntüsünü içinde hissedebiliyorsan o kişiye o kadar çok dostsun demektir. Büyük küstahlık olacak ama biten arkadaşlıklarımda hiç kaybeden olmadım. Yokluğu boşluk değil yer açtı resmen bazı insanların. Bu da ergen tribi gibi oldu ama ne yapalım gerçekler.

Sevmek dünyada ki en güzel şey. Benim cevabım bu, insan zaten çok fazla güzel duygulara sahip değil fıtratında. Bari sahip olduğu bir kaç duyguyuda hissedebilsin ki yaşadığına deysin. Sebep o ki dünyanın hali böyle. O kadar çok açık veya zımni mesaj işlendi ki beynimize daha fazla daha fazla sahip ol hayatta diye. Bundan kendimi bir yetersiz, ezik, başarısız görme halleri vuku buldu. Halbuki söz vermiştim kendime üzmek yok beni bir daha diye. Insanlarla kendimi maddi açıdan hiç kıyaslamadım, inanın samimiyetle söylüyorum başkalarının hayatı beni üzen bir olgu olamadı. Sadece bir kaç kez manevi açıdan kıyasladım. Oda yemin ederim ki sevgi. Babam ailesi, sosyal çevresi tarafından çok sevildiği için belkide sevilmek demiştir ve ben onu kıskandığım içim bencil diye yaftalıyorumdur. Sevilen insanlar etoburlar gibi sevenlerde otobur sanki böyle daha naif, vahşi değil.

Her neyse kırgınlığım, kızgınlığım, isyanım şu ki; Maneviyat öldü. Nietzsche’ nin dediği gibi tanrı öldü, yüreklerde…

Karanlık vs. Aydınlık

‘Hud Suresi 101. Ayet; Biz onlara zulmetmedik, onlar kendi kendilerine zulmettiler.’
Aslında mesaj açık ve net; insan kendi kendine ediyor. İnsanın insana yaptığı da ayrı bir zulüm.. İnsanın hataları insanın aklı.. Sen koşa koşa harama gidiyorsan gökten bir meleğin inip yapma sonunda şu zararda olacaksın demesini bekleyemezsin. Üstelik bir çok vasıtayla da sebepler dairesinde uyarılmana rağmen!.. Aslında şu an yaşadığımız her şey ileride yapma ihtimalimiz olan hatalara karşı bir mesaj, sadece biz anlamıyoruz ya da anlamak istemiyoruz. Ya da benim gibi mesajı anlayıp belaya yine de gidiyoruz.

Bazen çok karamsar oluyorum bazen çok umutlu. Benim inanç noktasında hiçbir şüphem yoktu. Şimdi nasıl başladı böyle şüpheler bilmiyorum. Sanırım; insanın insana yaptığını gördükçe ‘ya bunlar bunu yapanın yanına kar kalırsa?’ diye bir eleme kapılmam sonucu imanım şiddetli bir sarsıntı geçirdi. Özellikle hukuk okuduktan sonra baktım ki uygulamak zorunda olduğum bu kanunlarla adalet adalet değil; imkansız bir hayal olduğunu anladığım için mi böyle dalgalıyım? İlahi adalette acaba temenni olarak yetmedi mi idrakime?…

İnsanların uğradıkları felaketlere çok üzüldüm çok kahroldum belki de bu tepkim Gayretullaha dokundu da tabiri caizse O’nu kızdırdım, kırdım mı? Al o zaman sana da mı aynısı olsun dedi? Allah öç alır mı?

Bir tanıdığımız; komşumun eşi vefat edince o kadar ağladım ki iki sene sonra benimde eşim öldü, hiçbir şeye çok fazla üzülmeyeceksin demişti. Masumiyet müzesi kitabında da ana karakterin böyle bir mesajı vardır. Kendi kendine bir söz, sanki üzülürse aynısı onun da başına gelir diye o hislerden uzak durduğunu niteleyen bir cümle. Üzülmekten korkardı.
İnsan her şeyiyle sınırlı olduğunu bilmeli ve sınırsız elemlerin altına girmemeli, keşke o olumsuzlukları ruhuma yüklemeseydim. İmanlı bir kul ruhunu da bedenini de emanet bilir; onları ne ezer, ne de başkasına ezdirir. Ölüm aslında herkese aynı zahirde yani görünen farklı olsa da..
İntiharın cesurca bir davranış olduğundan bahseden yazılar okudum. Her gün bu tür haberler intihar heveslilerini cesaretlendirircesine yayınlanıyor. İnsan zaten meyilliyse o bile yaptı bende yapabilirim diyor.. Kimlerin kimlerin hayatından vazgeçtiğini gördüm. O zaman düşündüm toplumda statüsü yüksek, zengin, iş hayatında başarılı bir insan neden canına kıyar? Ne eksik? Asıl cesaret her şeye rağmen yaşamak, bence asıl mücadele bu… Zaten gitme diye yalvarsan, yakarsan, haykırsan dahi bir gün o tatlı canın senden gidecek. Gel etme, kıyma sabret.. Neler neler gördüm sizin okuduğunuz o 3. sayfa haberlerini canlı canlı duruşmalarda dinledim. Ne şartlarda insanlar hala devam ediyorlar yaşamaya.. Sersefil, onursuz bir hayat yaşamaktansa canına kıymayı şerefli bir davranış olarak gören kültürler var. Neyse ki! bizim kültürümüzde o onur pek yerleşmediği için gönüllere kimse kıpırdamıyor yerinden. Bir halat koptu diye işinde uzman Japon mühendis canına kıydı halbuki halatın kopmasında Türk firmanın parça hatası var dedi alanında uzman biri. Bilmiyorum ben zaten ateşin içindeyim görmüyorum ki her yanımı alevler sarmış. Sanki çok anlamlandırabilmişim gibi hayatı birde size nutuk çekiyorum. Özür dilerim
Öyle çok oyalıyoruz ki kendimizi yoksa bu hayat yaşanmaz, ben kendimi işimle, vazifelerimle oyalıyorum, bir başkası evladıyla, bir başkası televizyonla, bir başkası maneviyatla.. Çünkü gerçekler ruhumuzu acıtıyor beynimiz öyle bencil öyle pişkin ki seni sana bırakmıyor bir bıraksa kaybolup gideceksin çünkü.

Kesinlikle anne-baba olma kapasitesine sahip olmayan o kadar çok insan sırf üreme yeteneğine sahip diye dünyaya çocuk getiriyor ki.. Asla baba olmaması anne olmaması gereken insanlar.. Özgecan’ın katilinin annesi ben evladıma sevgimi veremedim babasına çekti. Toplum niye böyle demeyin bu çocukları siz yetiştirdiniz.. Özgecan’ın babası Ayşe Arman röportajında bu cinayeti toplum işledi dedi. Bu yabancılık, aşağılama, egoizm insanların birbirlerine çirkin umursamaz, önemsemez, hep bana hep bana tavırları!… Soma faciasında ölümden dönen kömür karası abim o haliyle ayakkabılarını çıkarıp sedyenin kirlenmemesini istemişti. İşte o çirkin tavırlarınızla sizsiziniz o insanları bu hale getiren. Ben ben anlatabilirim çünkü beni tanımıyorsunuz ben mahallemizden geçen çöp toplayan çocuklarla selamlaşıyorum merhaba abla diyorlar, tanıyorlar beni, onlara bir şeyler vermediğim zamanlarda bile çocuk işte bir anlık sevinçle, sıcacık gülümsemesiyle merhaba diyorlar bana. Bazen çöp arabalarına simit ayran bir poşete koyup takıyorum bazen gofret meyve suyu alıyorum. Kendime 3. ayakkabıyı almıyorum ama onlara bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Parkta yaşlı teyzelerle konuşuyorum. Türlü türlü iyilikler yapmaya çalışıyorum. Öyle işte kendimi oyalıyorum. Bazen o kadar unutuyorum ki ağlamayı bazen ne bitmez göz yaşım varmış diyorum. Düşe kalka devam ediyorum. Son yıllarda hayatım zaten film olduğu için beni çok az şey şaşırtabiliyordu, ilgimi çekebiliyordu. Gravity filmi bunlardan biri. Baştan sona altında yatan derin anlamlara dalmazsak eğer ortalama insan zekasına sahip bir bireyin o filmden çıkarması gereken şey insanın yaşama arzusu. Üstelik o filmde evladını kaybetmiş bir annenin yaşam mücadelesi vardı ki yaşamayanın bilemeyeceği acılardandır kendisi. Fedakarlıklar, insanların birbirlerine yaptığı kötülükler, iyilikler avuçlarınızda yüreklerinizde biriktirdiğiniz ne varsa bir şekilde size dönecek inanıyorum yaşıyorum biliyorum…………………..10322830_703128346410831_6670061973843076327_n

Kelebekler

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , ,

 

 Gerçekten kelebekler sadece bir gün mü yaşar? O güzelliği göstermeye değmeyecek bir dünyaya gelmeleri, onlara bakmaya doyamayan bana yazık değil mi? Keşke sizi kalmaya ikna edebilseydim. Kırılmasınlar ama uğur böcekleri hemen kaçıyor avucumdan, sonra öyle yamacımda da uçuşmuyor sizler gibi. .

Kusursuz olduğunuz kadar çok bencilsiniz de.. Pardon acıdan bu sitemim affedin beni, şükrediyorum Allah’a ya hiç gelmeseydiniz?.. Ama yine de kırık bir kalple bırakıp gitmek beni, en büyük mateminiz olsun sevseniz de gittiğiniz yeri. .

Zaten ait oldukları yer bu dünya olamazdı ama belki de bana vermek istedikleri sadece bir teselli..

Öyleyse umarım kelebekler cenneti vardır, lakin ben israf edemezdim o güzelliği. .

Futbol

Bugün Gs-Fb derbisi var insanlar gerilecek, gol olursa sevinilecek, olmazsa yine küfür. Furbol artık Türkiye’de kumar için oynanıyor. Küçüklükten beri Avrupa liglerine bakardım. La Liga, Premier Lig, Seria A, insanlar yan yana önlerinde demirler olmadan maçı bir şeyler yiyerek,küfürsüz tezahüratlar yaparak izledikleri görürdüm. Mesela Avrupa’da karşı takım futbolcusu topu orta sahada sürüklerken bütün tribün tarafından yuhalandığını görmedim. Adamlar hatta karşı takım güzel şık bir çalım ya da hareket yapınca her birlikte alkışlıyor o futbolcuyu. Bizde haberler; öldüren taraftarlar, stadyumda çıkan yangınlar, sahaya atılan çöpler, aşağılık küfürler, ceza yiyen takımlar, vs. gibi kötü haberle dolu olurdu. Hala da oluyor. Ha Avrupa da olmuyor değil ama binde bir. Türkiye’de futbol insanları yoruyor, kumar insanlara kaybettiriyor. Çocuğuna almadığı oyuncağın, eşine temizlik için vermediği parasını kumara, bahis oyunlarına yatırıp büyük ihtimal kaybediyorsunuz. Üzüntü üzerine üzüntü. Ha kazandınız diyelim o para yine aynı kaderin yolcusu zaten. Haydan gelen huya gider. Diyeceksiniz ben çok zenginim oynarım kaybederim, o zaman kazandığın parayı sende hiç emeği olmayan insanlara saç dur. Onlar senin zaafından, aptallığından faydalansın dursun.

Ntv kumarla ilgili çok ciddi rakamlardan bahsedilen bir haber hazırlamıştı. Futbol endüstrisinin yan sanayisi gibi çalışan bahis sektöründe dönen para aslında sürekli kasaya kazandırıyor. Futbol bu ülkede stresten kurtulma aracı değil stresin kaynağı olmuş. Ağırlaşan bir beyin, düşmüş omuzlar, üzgün bir surat. Takımın yenmesini cebine para girmesi için istiyor. Amma da taraftar ha en hakikisinden ne kadar da samimi! O eş o koca o abi abartıp tadında bırakmadığı duygularının aşırılığını etrafına negatif enerji saçarak hem kendine hem başkalarına zarar vererek hayatı çekilmez kılıyor. İnsan gibi her yaştan her cinsiyetten bireylerin bir araya gelerek izlediği, spordan centilmenlikten zevk alınan bir şey değil artık spor. Avrupa’da ise huzurlu bir oyun, tutulan takıma duyulan manevi duygular, hayatın gerçeklerinden yoğunluğundan uzaklaşmak için gözlerin odaklandığı sosyal bir aktivite. Kimseyi tatmin eden bir başarıda yok Türk futbolunda yıllar önce ki bir başarı hariç. Üniversite’de okurken herkes maç izlemeye gitti, dedim derbi maç oynanacak ve bu hayvanlarda insan gibi yan yana izleyemez, ben gitmiyorum. Aynen de öyle olmuş; sandalyeler havada uçuşmuş, milletin başı yarılmış, berbat bir akşam olmuş herkes için. Kısaca kimse mutlu bir tebessümle başını yastığa koyamamış o yaşanan gerginlik yüzünden. Ertesi gün anlatılan tatsız bir anı oldu. Bakalım daha ne tatsız anılar eklenecek hatıralara bu akşam. Evimde, ailemle izlediğim becereksiz futbolcularımız bakalım bu akşam futbol oynayabilecek mi?

8 Mart 

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Dünya kadınlar günü… Cinayetler, her türlü istismar, toplumda, sokakta, gerçek – sanal hayatta, dizilerde kadınlara kötülük… Dışarıda, evin içinde, işte saygı yok. Tarih derslerinde oysa ki Türk boylarında kurultayın bazen hanımların yönettiği yazılıydı. Biz ne zaman boyle bir toplum olduk? Ekşi sözlükte özgecan Aslan cinayeti sonrası isyan eden yazarlardan biri şöyle yazmış ” allahım yok et hepimizi de bitsin bu saçmalık!” Gerçekten kaç kez düşündüm keşke şu kıyamet hemen kopsa da hayat denen saçmalık sona erse. Zaten bir gün güneşimizin enerjisi bitecek ve hayat dünya üzerinde son bulacak! İnşallah diyemiyorum çünkü belki  onbir kaç milyon yıl sonra ki nesiller hayatı mükemmel yapabilir, cenneti dünyaya kurabilir! Heaven is a place on earth with you diyor bir şarkısında Rana Del Rey.

Sevgisiz bir toplumuz, gerçekten Oscar Wilde’nin de dediği gibi insanların çok azı yaşar özellikle de benim ülkemde çok çok azı yaşıyor. Bir ütopya var aklımda Allah bir karar alıyor ve bundan sonra sadece gerçekten anne baba olmayı hak edenlerin çocuk sahibi olmasına karar veriyor. Zamanla kötüler ölüyor gerçekten vicdanlı olanlar, insanlığın en kusursuz en güzel, en saygılı,en naif hali geliyor, yaşamayı bilen etrafına iyilik saçan bir nesil geliyor. Hayat yaşamaya değer, dünya üzerinde konaklamaya değer bir yer oluyor. Hadi Ordan demeyin. Hangi dine inanırsanız inanın cennet diye vaad edilen yerde böyle bir yer değil mi? Kötülüklerden tamamen arınmış, iyiliğin doğruluğun mutluluğun en saf halini almış, derdin tasanın olmadığı, tertemiz bir yer değil mi kutsal kitaplarda vaad edilen cennet? Peki beni bu koskoca dünyaya sığdırmaya yetmeyecek kadar büyük olan bu kötü şeyler neden son bulmuyor? Düzünilerce şey sıralayabilirim insanoğlunun en büyüğünden tutun en küçüğüne kadar bütün kötülüklerini… Bir doktora gitmiştim her şeyi bu kadar içselleştirme ve bencil ol demişti. Doktor bana değil ben ona ayar vermiştim ya neyse! Ben bilmiyorum. Bilmiyorum gerçekten. Isterse sonsuza kadar yaksın beni cehenneminde ama yeter ki bileyim beni oraya bir yaratıcı koymuş olsun. O ateş beni yakmayacak! Ben onun varlığının sevinciyle zaten yanmam. Kötüler cezasını çekiyor olacak o zaman ben o sevinçle nasıl yanayım? Onca yaşanmış kötülükten sonra onun yanıp yanmamasının da bir önemi yok ya neyse, inanç mevzusu ayrı bir yazı. Insanlar cehennemden korkuyor çünkü Allah’a inanıyor çünkü o Allah onları cehenneminde yakacak diye korkuyor! Yani cehennemden değil inandıkları Allah’tan ,ya varsa onları cehenneminde yakacak diye korkuyorlar! yani Allah ya varsa diye korkuyorlar! Ben tam tersi ya yoksa diye çıldırıyorum ya yoksa Allah ya yoksa diye çok çok korkuyorum! ODTÜ’lü bir arkadaşım bence bizi yarattı ve terk etti, akışına bıraktı demişti. Sen yarattığından eminsen onca girdiği zahmeti de başıboş bırakacağını sanma demiştim.  Gazeteci hilal kaplan’ın Twitter hesabında hep şu yazılı; “ne çok acı var!” Hakikatende ne çok acı var. Başbakan hani diyor ya sistemin ruhuna işlemiş çarpıklıklar, işte aynen öyle insanoğlunun ruhuna işlemiş o çarpıklıklar! Babam dinsiz,annem çok dindar ama ikisi de adeta yeryüzünde yaşayan melekler. Benim; Dinlerle ilgili bakış açım çok uzun bir yazı aslında rüyasında peygamberimizi gören ağlayarak namazlar kılan çok defa manevi şeyler yaşamış nisa artık bütün inanışların bütün bunların varoluşun tadına bir kez varmış ademoğulları ve havvakızlarının bir tesellisi, bir avuntusu olduğunu düşünüyor.

Hoşçakal. Gerçekten insan olabilmen dileğimle.

evrelerim I

Etiketler

, , , , , ,

Eğitim hayatım boyunca öğretmenlerim çok zeki olduğumu söylediler, çevremde ki insanlar da, aile dostlarımız benim zekamdan dem vurup çocuklarının benim gibi olmasını dilediler, yüzüme yüzüme ne övgüler aldım içinde bulunduğum insan olduğum için… Halbuki hiç kimsenin bilmediği bir gerçek var. Oda şu ki ben aslında gerizekaliyım. Bunu anlamak da büyük başarı. Darısı başınıza. Âmin. Evet. Hayatımda ki en önemli evrem aslında bir gerizekali olduğumu anlamamla başladı.

Sevgiler

Gerizekalı.

Hello my dearest reader,

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , ,

I am a lovely, humble, naive, honest, trustable, smart, cool, funny, healthy, wealthy, thoughtful, hopeful, daydreamer etc. person in that cruel world. How I am still alive ? This is the number one question and you are so lucky because the answer is not top secret! I will try to explain “how I am still alive?” I talk to myself here and my dearest reader. 🌹